bilmeceler
8/6/2007 ·
Hangi tene krem sürülmez?
Antene
Trenler ne zaman üşürler?
Haydutlar soyduğu zaman
Hangi piller patlar?
Torpiller
Kirpiler nasıl oyun oynarlar?
Çok dikkatli
Buzdolabına giren sineğe ne olur?
Yazık olur
Domates nasıl kızarır?
Yüzüne tokat atınca
Deniz niçin tuzlu olur?
Balıklar kokmasın diye
İçini boşaltınca büyüyen şey nedir?
Çukur
Kral tacına ne demiş?
Başımın üstünde yerin var
Minareye çıkan fil ne demiş?
Minareden aşağı at beni, in aşağı tut beni
Allah yapar yapısını, demir açar kapısını
Karpuz
Elsiz ayaksız kapı açar
Anahtar
Kolu var, eli yok, karnı yarık karnı yok
Ceket
SESSİZ GEMİ
2/6/2007 · Kategori: SIIR
Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.
Biçare gönüller. Ne giden son gemidir bu.
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki,giden sevgililer dönmeyecekler.
Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden.
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden
YAHYA KEMAL BEYATLI
ÖZLÜ SÖZLER
2/6/2007 · Kategori: EN GUZEL SOZLER
Paranı ver, gönlünü ver, selam ver, canını ver,ama SIRRINI VERME!
Günlerini say, servetini say, büyüklerini say, ama YERİNDE SAYMA!
İşini beğen, eşini beğen, aşını beğen, ama KENDİNİ BEĞENME!
Emek ver, kulak ver, bilgi ver, ama hiçbir zaman BOŞ VERME!
Hedefe koş, cihada koş, yardıma koş, ama ORTAK KOŞMA!
Fidan büyüt, garip doyur, çocuk besle, ama KİN BESLEME!
Satıcı ol, alıcı ol, kalıcı ol, bulucu ol, ama BÖLÜCÜ OLMA!
Davet et, hayret et, affet, tevbe et, ama İHANET ETME!
Okumaktan zarar gelmez oku, ama LANET OKUMA!
Elini aç, gözünü aç, kapını aç, ama AĞZINI AÇMA!
Ev al, araba al, abdest al, ama BEDDUA ALMA!
Zulmü devir, nefsini devir, ama CAN DEVİRME!
Rakibini geç, sınıfını geç, ama GÜLÜP GEÇME!
Yaklaş, konuş, tanış, ama UZAKLAŞMA!
Seslen, uslan, ama YASLANMA!
Doğrul, devril, ama EĞİLME!
İtil, atıl, ama SATILMA!
KÜÇÜK ŞEYLER
2/6/2007 · Kategori: HIKAYE
Ne kadar haklı olursa olsun, eleştirileri anlayışla karşılamak çok az insana nasip olan bir olgunluktur. Bu; ilim, irfan, mevki sahipleri; sanat ve edebiyat adamları için de geçerli bir tespittir. Yahya Kemal de büyük şairliğine, yurt dışında yayılmış ününe rağmen bu olgunluğu gösteremeyen bir sanat ve edebiyat adamıdır. Bırakın iler tutar bir eleştiriyi, yarı şaka yarı ciddi küçük dokunmalara bile alınganlık gösterirmiş.
Bir gün kendisine yöneltilen basit bir eleştiriyi hazmedemeyip öfke ile ileri geri konuştuğu bir sırada bir dostu teselli etmek için şöyle demiş:
- Üstadım, ne var bu küçük eleştiride kızıp köpürecek? Üzerinde durulmaya değmeyecek kadar önemsiz şeyler bunlar.
Yahya kemal dostunu terslemiş:
- İnsanı esas rahatsız eden bu küçük şeylerdir, koca bir dağın tepesine oturabilirsin de, bir iğnenin tepesine oturamazsın!...
ZİNDANDAN MEHMETE MEKTUP
1/6/2007 · Kategori: SIIR
| Necip Fazıl Kısakürek "Zindan iki hece Mehmetim lafta ! Baba katiliyle baban bir safta! " Zindan iki hece Mehmetim lafta ! Baba katiliyle baban bir safta! Bir de geri adam boynunda yafta... Halimi düşünüp yanma Mehmed' im! Kavuşmak mı?... Belki... Daha ölmedim! Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli, Kırmızı tuğlalar altı köşeli. Bu yolda tutuktur hapse düşeli... Git ve gel... Yüz adım... Bin yıllık konak. Ne ayak dayanır buna, ne tırnak Bir alem ki, gökler boru içinde! Akıl almazların zoru içinde. Üstüste sorular soru içinde: Düşün mü, unut mu, sus mu, konuş mu? Buradan insan mı çıkar, tabut mu? Bir idamlık Ali vardı, asıldı Kaydını düştüler, mühür basıldı. Geçti gitti, bir kaç günlük fasıldı. Ondan kalan, boynu bükük ve sefil; Bahçeye diktiği üç beş karanfil... Müdür bey dert dinler bu gün 'maruzat'! Çatık kaş... Hükümet dedikleri zat... Beni Allah tutmuş kim ede azat? Anlamaz; yazısız, pulsuz dilekçem... Anlamaz ruhuma geçti bilekçem! Saat beş dedi mi, bir yırtıcı zil; Sayım var, maltada hizaya dizil! Tek yekün içinde yazıl ve çizil! İnsanlar zindan da birer kemiyet Urbalarla kemik, mintanlarla et. Somurtuş ki bıçak, nara ki tokat; Zift dolu gözlerde kat kat... Yalnız seccademin yüzünde şefkat; Beni kimsecikler okşamaz madem; Öp beni anlımdan, sen öp seccadem! Çaycı, getir ilaç kokulu çaydan! Dakika düşelim senelik paydan! Zindanda dakika farksızdır aydan. Karıştır çayını zaman erisin; Köpük köpük, Duman duman erisin! Peykeler duvara mıhlı peykeler; Duvarda, başlardan, yağlı lekeler, Gömülmüş duvara, baş baş gölgeler Duvar katil duvar, yolumu biçtin! Kanla dolu sünger... beynimi içtin! Sükut... kıvrım kıvrım uzaklık uzar; Tek nokta seçemez Dünyadan nazar. Yer yüzü boşaldı, habersiz miyiz? Güneşe göç varda kalan biz miyiz? Ses demir, su demir ve ekmek demir... İstersen demirde muhali kemir, Ne gelirki elde kader bu emir... Garip pencerecik, küçük, daracık; Dünyaya kapalı, Allah'a açık. Dua dua, eller karıncalanmış; Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış. Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış... Bir soluk, bir tütsü bir uçan buğu İplik ki incecik, örer boşluğu. Ana rahmi dahi şu bizim koğuş; Karanlığındadır, yeniden doğuş... Sesler duymaktayım: Davran ve boğuş! Sen bir devsin yükü ağırdır devin! Kalk ayağa dim dik doğrul ve sevin! Mehmed'im sevinin başlar yüksekte! Ölsekte sevinin, eve dönsek de! Sanma bu teker kalır tümsekte! Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir! Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir! |
Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!
« Önceki ::